15 Haziran 2012

"HERŞEYİN BAŞI SAĞLIK"MIŞ ve TIĞLA ÖRÜLEN KOLAY KOLYE...!

Efeniiiiiiiiiiiiiim...
Yine iki haftayı geçmiş görüşmeyeli, paylaşmayalı...

Genelde ara vermelerim şehir dışı sebepleriyle olurdu ama bu defa öyle olmadı... Ben kaynaklı bir neden de değildi... Ne yazık ki annem hastaydı. İki haftadan daha uzun bir süre önce, acile kaldırmamızla başlayan sıkıntılı süreç çok şükür ki sona erdi sayılır... İlk kez ambulans geldi, ilk kez apar topar acile gittik, ilk kez ne yapacağımı bilemedim, ilk kez bu kadar korktum, çaresiz kaldım...
Şimdi daha iyi çok şükür... Bir de yardımcımız var artık evde, gece gündüz tetikte :) Annem 7/24 koruma altında artık! O iyi olunca biz de iyiyiz tabi...

Annemle birebir ilgilendiğim bu iki hafta boyunca boş kalınca tek yaptığım şey tığla gül yapmak oldu. Herhalde yüz tane falan yapmışımdır :) Onları da fotoğraflayıp sizi kıskandıracağım inşallah! Yastık yapmayı düşünüyorum şimdilik, bakalım... Öyle çok yaptım ki güllerden, biraz vakit geçsin diye, biraz da sıkıntıdan... bir daha kolay kolay yeniden başlar mıyım bilmiyorum????
Şu an ki takıntım başka... Evdekiler de bu konuda resmen harıl harıl. İşim kolay yani :) Takıntım mı? Tığla örülen kolay kolay çok kolay kolyeden yapmak! Kolay olmasına kolay ama biraz da sabır isteyen... Amaaaaaaaa benim gibi eli çabuk iki elemanınız varsa eğer o zaman sabıra da gerek yok. İşlem basit: naylon ipe kum boncuklar dizilir, üç dört zincirde bir boncuk alınır, istenilen uzunlukta örülür ve parçalar bir araya getirilerek kolye tamamlanır. 

Hepsi bu!!!
Bir başladınız mı gerisi geliyor. Ya da bende öyle oldu. Genelde de zaten birşeye kafayı takıp psikopat gibi tonlarca yapıyorum sonra da aylarca bir daha elime almıyorum. Benim de tarzım bu! İşte bu kolyede de durum bu şekilde. Hele ki benim çalışkan elemanlarım bir başlıyorlar ipe boncuk dizmeye, bir daha durdurana aşkolsun :)) 

Yapılacak ilk işlem bocukların ipe dizilmesi. Ben çoğunlukla naylon iplik kullanıyorum. Rengarenkler, seçenek çok. Ama dantel iplikleriyle de pekala oluyor. Elinizde varsa eğer, bunları da rahatlıkla değerlendirebilirsiniz. Ama kopmaya dayanıklı bir ip tercih edin derim. Çünkü kopma halinde dizdiğiniz tüm boncuklar etrafa dağılıyor bir de onları toplamak zorunda kalıyorsunuz ki benim en sinir olduğum durumlardan biri. Bocuk olarak kum boncuklar ideal. Bunlarda da seçenek çoooook. Ama illa kum boncuk olması şart değil. Fazla büyük olmayan elde kalmış çeşitli boylardaki her türlü boncuğu kullanabilir, az sayıda aklmış boncuklarınızı değerlendirebilirsiniz...
  

Boncuk rengi-ip rengi konusunda bir kural yok. Zıt renklerde olabileceği gibi yakın tonlarda da seçebilirsiniz. Boncukları tek renk kullanabileceğiniz gibi tek kolyede karışık renklerde boncuklar örebilirsiniz. 

İpe boncukları dizdiğinizde başlamadan önce boncukları epey bir ileriye doğru itin. İtin ki size örmek için ip kalsın. Yoksa iki de bir yeriniz kalmayacak, bocukları itmeniz gerekecek bu da ipinizin aşınmasına ve hatta kopmasına bile sebep olacaktır...
Ben otuz tane zincir çekerek başlıyorum. Siz isterseniz daha uzun da tutabilirsiniz. Sonrasında ise her üç dört zincirde bir, bir boncuk alın ve bu şekilde devam edin. Boncuk aralarındaki zincir sayısı da size kalmış. Dilerseniz daha sık veya daha geniş tutabilirsiniz mesafeyi. Hatta isterseniz boncukları ikişerli veya üçerli gruplar halinde de tek zincirde toplayabilirsiniz. Bunlar tamamen size kalmış seçimler. İstediğiniz uzunluğa gelince başta ne kada zincir çekmişseniz sonda da o kadar zincir çekerek sırayı bitirin. 

İşte benim yaptıklarım, rahat anlaşılır olması için bir uzaktan bir de yakından çektim resimleri...





 Aşağıdaki kolyenin boncukları (elbette farkettiğiniz gibi) kum boncuk değil. Kahve-mavi renkte olanlar fimodan yaptığım boncuk-düğme karılımı, aslında ne olduğu pek belli olmayan şeylerdir. Fiiiiiiii tarihinde yapmıştım bunları. Ve tahmin edeceğiniz üzere bunlara da bir dönem dolamış, bu uğurda bir mini fırın harcamış ve bir kutu dolusu yapmıştım! Deliklerini hamur halindeyken değilde fırınladıktan sonra ince uçlu matkapla açmıştım. Kolyedeki diğer boncuklar ise sedef. Hani şu şekilsiz büyüklü küçüklü olanlar var ya, işte onlardan... 

Dedim ya, illa da kum boncuk olacak diye bir kaide yok! :)



İsterseniz aynı kolyede farklı renkte ipler de kullanabilirsiniz benim burada yaptığım gibi...





 Alın işte size tam yazlık bir kolye!!! :))

Bu da yine kum boncuk harici boncuklardan yapılmış bir kolye. Hatta metal (döküm) malzeme bile var. Farkedeceğiniz üzere kolyenin bir sırasını tığla örerek değil de sadece boncukları ipe dizerek oluşturdum. Keyif benim, boncuk benim, zevk benim...!

 Aşağıdaki iki taneyi zincir çekerek değil (eğer adını yanlış bilmiyorsam) "örümcek" denilen yöntemle yaptım. Alternatif olarak düşünebilirsiniz efenim...



Bunlar da hani şu dizi dizi satılan ucuz upucuz bancuklar var ya işte onlarla yapılma...

Kısa zamanda çok iş yapmışım değil mi? :) Rengarenk yapın, yaz günü her kıyafete uydurun!

Bunlar da dün itibariyle ipe dizilmiş yapılmak üzere bekleyenler... Dün itibariyle diyorum çünkü bugün 6 tane daha eklendi yapılacaklar arasına. Bizimkiler akşam iyi çalışmış anlayacağınız! :))

İşte bir tane örmesi bitmiş ama henüz birleştirilmemiş olan kolye. Sıra sayısı size kalmış, ister on sıra yapın, ister üç sıra. Ben genelde dizilen boncuktan kaç sıra çıkarsa kolyeyi de o sıra sayısı kadar yapıyorum. Eğer tahminimden çoksa o zaman iki kolye yapıyorum. İsterseniz bileklik ya da halhal takımını da yapabilirsiniz...



Son olarak kolyeyi tamamlamak için açık uçların birleştirilmesi gerekiyor. İsterseniz doğrudan "kapama" ile sıkıştırıp yapabilirsiniz, dilerseniz uçları (başta ve sonda zincir çekilen kısımları) örerek kapama ile kapatabilirsiniz, hangisi kolayınıza gelirse artık :)

İşte kolye hazır...
Takın takıştırın efenim :)))
Bunun dışında aslında paylaşmak istediğim öyle çoooook şey var ki... Ama hepsini ardarda dizmeye hiiiiiç niyetim yok :)))
Yüzmeye başlamıştım biliyorsunuz. Annemin bu durumu ortaya çıkınca tarih oldu tabiiyyy ki. Şimdi de benim hevesim kaçtı, gitmiyorum! Anca tatilde yüzerim ben bu gidişle... Spora da gitmiyorum. Onun için de bahanelerim çok; ay hava sıcak, acil bir durum olur evden ararlar da aman duyamam, çok sevdiğim Esra Hoca başka bir salonda çalışmaya başladı... falan falan. Söylemiştim, birşeyi yapmaya pek niyetim yoksa öyle bahaneler bulur da yapmam ki şaşarsınız!!! Ama kilo falan da almadım stresten, koşturmaktan ve tabi biraz da üzüntüden...
Survivor'ı tüm hızıyla takip ediyorum. 4 kişi kaldılar. Hayım'ın gitmsine şaşırdım, elemede Begüm gider diyordum, tam tersi oldu. Sanırım bu hafta Dominik'teki son haftaları. Nihat ya da Hasan kazansın istiyorum. Begüm'ün işi zor sakaltlığından ötürü... Heyecanla bekliyorum bu haftayı :))

Biliyorsunuz ki bir İstanbul ve New York hayranıyım. İlerde yaşayacağım yer bu ikisinden biri olacak. Ama doğma büyüme bir Ankaralı olarak facebook'da gördüğüm bu resmi paylaşmadan edemeyeceğim, çok beğendim :)

Bu arada önümüzdeki günlerde yapımını paylaşacağım şey bu çerçeve. Tam annem hastalanmadan önce yapıp bitirmiştim. Ama gelin görün ki nedense hiçbir aşamasının resmini çekmemişim! Şimdi bir tane daha yapıp öyle paylaşacağım. Bu da muhtemelen önümüzdeki haftasonuna doğru olur, ilginize + bilginize :))



Bu arada unutmadan... 

Beylerden takip eden varsa eğer...

BABALAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN...!


Amanıııııın.... Bir de üniversite sınavı var değil mi bu haftasonu? Of of of... 
Bizim zamanımızda daha kolaydı sanırım. Ben 91'de girmiştim sınava. ÖSS ve ÖYS olarak. Şanslılardanmışım, ikisini de ilk girişimde kazanmıştım. Gerçi sevmediğim bir okulun sevmediğim bir bölümünü sevmeye sevmeye okudum ve bu nedenle de hep sevmediğim işlerde çalıştım :( Ama o zamanlar dershaneye gitmek fazlasıyla yeterliydi üniversite sınavını kazanmak için. Hatta benim bölümümde (kamu yönetimi) sadece okul bilgileriyle sınavı kazanan bir çok arkadaşım da vardı. Şimdi? Ooooooooo dershane + özel dersler + etüdler + değişik teknikler... Allah yardımcısı olsun şimdiki öğrencilerin. Daha doğrusu hem öğrencilerin hem de ailelerinin. Neredeyse ilkokuldan başlayacaklar üniversite sınavı için hazırlanmaya... Ne diyeyim, sınava girecek herkese boooooooooooooooool şans...

Neyse...
Benden bugünlük de bu kadar... Herkese sağlıkla geçireceği keyifli bir haftasonu diliyorum! 

Görüşmek üzere :)))



28 Mayıs 2012

"OCE"LERİM...!

Bu aralar hangi bloğa, hangi siteye girsem baksam kenarından köşesinden hep bir oje olayı var. Hatta sadece ojeyle yapılan kombinasyonları, seçenekleri, haberleri, fırsatları... anlatan bir sürü site var. Meraklısı için gerçekten de güzeller. Türkçe olanlar da var, yabancı olanlar da. Gerçi artık internetten siparişle herşey getirttirilebiliyor ya...

Neyse, baktım bu oje hadisesi (yaz mevsiminin de gelmesiyle) bu kadar revaçta, dedim ki benim neyim eksik! Ben de bir konu başlığı oluştururum elbet dedim ve açtım ojelerimin olduğu çekmeceyi...

Öncelikle yine kısa bir bilgi vermem gerekiyor konuyla ilgili. Beni tanıyanların da bileceği üzere gaaaağet sağlıksız tırnaklarım vardır. Uzamaz, uzasa hemen kat kat ayrılır, ayrılmazsa kırılır, inceciktir, kağıt gibi kıvrılır. O sebeple pek oje sürmem, genelde parlatıcı kullanırım. Diyeceksiniz ki uzatmadan sür oje diye, ben de diyeceğim ki tırnaklarım zaten küçük, sürünce sanki güzel durmuyor gibi geliyor bana. Bazen görüyorum etrafımda, sıfır uzun tırnak ama ben ennnn uzun tırnak halimden bile daha büyük ve biçimli...


Gerçi arada benim de takık olduğum "trend"ler olmuyor değil... Mesela çatlayan ojeyi aylarca kullandım. Sonra bir ara ten rengi ojelere de takmıştım...
İddialı renkli ojelere bayılırım mesela, kıpkırmı, bordo, siyah... Yaz gelince de aklınıza gelebilecek her türlü renk!
Ama gelin görün ki pek oje sürmüyor olmam oje almıyor olmam anlamına gelmiyor. Aslında gelmesi gerekir ama ben de öyle değil. Sürmesem bile almak hoşuma gidiyor. Bazen hediye ediyorum aldıklarımı, bazen karıştırıp yeni bir renk çıkarıyorum ortaya... Gerçi artık buna da gerek yok çünkü eskiden hayal bile edemeyeceğim renkler şimdi piyasada! Gel de alma...
Neyse, açtım oje çekmecemi demiştim ya, çıkardım hepsini gruplandırdım, resimlerini çektim, sürdüm, şimdi de buradayım!

Aşağıdaki iki grup en favori olan ojelerim. İlki tırnak nemlendirici/güçlendirici/ sertleştirici yağ/losyon kategorisi, ikinci kategori ise ise doğrudan tırnak güçlendiriciler. Farkedeceğiniz üzere marka ayrımım yok, yeter ki tırnaklarım güçlensin!!! Yurtdışına çıkabiliyor olmam çeşit bakımından beni daha avantajlı yapsa da gelin görün kiiiiiiii bendeki durum aynı. Anladım ki beton da dökseniz tırnağınızın yapısı hassassa, güçsüzse, sağlıksızsa hiçbir şey işe ya-ra-mı-yoooooor! Aynı şey saçlarım için de geçerli zaten. Sanırım genetik, annemin de öyle :(






Bu arada meraklıları bilir Sally Hansen'in ürünlerinin burada ne kadar pahalı satıldığını. Diğer yerleri bilemem ama Amerika'daki ederlerini duysanız eminim ki çok üzülürsünüz, buranın beşte biri, altıda biri fiyatla satılıyorlar... Benimkiler hep oradan alınma.
Sally&Hansen demişken diğer S & H ojelerimi de koyayım buraya... Heh heeeeeeeee :)
  

Aşağıdakiler de yine Sally Hansen'ın "nail art pen" serisi. Kalem şeklinde, desen çizmek için ideal. Ama şunu söylemeliyim ki accayim dayanıksızlar. Yani kullandıktan sonra üzerine şeffaf oje sürmeniz şart çünkü bir yere değince hemen çıkıyorlar. Çiçek-böcek deseni yapmak için ideal! 

Diğeri de "french manicure" seti. Kullanımı kolay ama bunun da kuruması çok uzun zaman alıyor. Bende vakit bol :))




Sally Hansen'ın ürünleri sadece oje değil. Bakmak isterseniz eğer burayı tıklayabilirsiniz. Türkçe sayfalardan da detaylı bilgi edinebilirsiniz...



Ammaaaaaa tüm ojeler bir yana Flormar rengarenk oCelerim bir yana :)))


Aşağıdakiler de "nail art" tayfasından! Farkı; ojeyi sürme için kullanılan fırçanın normale göre daha ince ve biraz da uzun olması...









Aşağıdaki seti herhalde bilmeyen yoktur. Aldım ama ben pek kullanamadım. Ancak bunun benim beceriksizliğimden kaynaklandığını düşünüyorum. Lakin çevremde bunu kullanıp harikalar yaratan birçok arkadaşım var! "Neyin nesi bu?" derseniz eğer buraya tıklayarak animasyonlu bilgi edinebilirsiniz...


Aşağıdakileri yurt dışından almıştım. Desenli olanlar, ister inanın ister inanmayın, fimodan yapılmış ince ince ipince tabakalar. Çok güzel duruyor ama tırnağa tutturma işlemi bana biraz zor geliyor. Belki ayrı bir yapıştırıcıları vardır da ben bilmiyorumdur. Diğer kristal taş şeklinde olanları oje kurumadan üzerine koyunca hemen yapışıyorlar... Bunları uyguladıktan sonra mutlaka üzerlerine bir kat şeffaf oje de sürüyorum.



 Bunlarda tırnak "sticker"ları. Çok kullanışlılar ama yapıştırdıktan sonra yine bir kat şeffaf ohe sürmek gerekiyor. Çünkü kenarından köşesinden mutlaka bir yere takılıyorlar. Öyle olduğunda da benim sürekli elim gidiyor ve bir bakmışım ki sticker elimde!!! Cila şart :)


Bunu ise az önce buldum, haberim bile yokmuş desem inanır mısınız???? İnanın!!! Altta kalmış, en az 1 yıldır orada, unutmuşum!!! Dikkatle bakarsanız eğer fark edeceksiniz ki ince şeritlerden oluşuyor. French manicure için. Zaten arkasında da nasıl uygulanacağı açıklamalı var...




Hiç denememiştim. En kısa sürede bunları da deneyip detaylı bir rapor yayınlayacağım. Takipte kalın efenim... :)
Bunlar benim daha önceki projelerden hatırlayacağınız ellerim ve ojelerim. Demiştim ya çatlayan favorim diye... Manyetik oje de güzel ama...




Taaaaaaaa Mayıs gibiydi, markete gittiğimde kavanoz içerisinde satılan bir kahve görüp merakımdan almıştım: Menengiç Kahvesi. Dışarıda birkaç kere içmiştim ama alıp hiç denememiştim. Kahveciyim bildiğiniz üzere... 

Neyse, dolabı bir açtım ki hala denememişim, kavanoz ambalajında duruyor. Açtım hemen. İlk şaşkınlığım orada oldu, ben toz ya da tanecik şeklinde bir kahve beklerken karşıma macun kıvamında birşey çıktı. Acaba bir yerden su veya rutubet almış olabilir mi diye düşünürken anladım ki format buymuş!!! Neyse, üzerindeki tarife göre yaptım, içtim. İkinci şaşkınlığım içtikten sonra oldu çünkü kupanın dibinde aynen Türk kahvesi gibi tortusu vardı!
İçtikten sonra internette bir bakayım neyin nesiymiş bu Menengiç, bir sürü bilgiye ulaştım. Okuduklarım hoşuma gitti, kahvenin içimi hoşuma gitti, yine gelecek ben...! 

Neyse...

Menengiç Kahvesi, yabani aşılanmamış dağlarda doğal olarak yetişen antepfıstığından elde edilir. Latincede pistacia terebinthus olarak anılan menengiç bazı yörelerde çitlenbik, çıtlık, çitemik, çedene, bıttım gibi farklı isimlerle tanınmaktadır. Kahve severlerin kesinlikle tatması gereken farklı bir kahve türüdür Menengiç Kahvesi.


Menengiç kahvesi yaparken, Türk kahvesi yapımında dikkat edilmesi gereken şeylere menengiç kahvesi yapımında da dikkat edilmesi gerekir. Menengiç Kahvesi kısık ateşte kendi halinde pişirilmelidir. Menengiç Kahvesini süt ile yapmak lezzetini artırır. Türk kahvesine göre daha yumuşak bir tada sahip olan menengiç kahvesi, antioksidan ve fenolik bileşenleri sayesinde vücudu yaşlanmaya karşı koruyucu etkiye sahiptir. Bileşiminde kalsiyum, bakır, magnezyum gibi insan vücuduna gerekli bir çok mineral vardır. Menengiç Kahvesinin içinde koruyucu hiç bir kimyasal madde yoktur, % 100 doğaldır.
Bilgiler buradan alınmıştır. Artık doğru yanlış bilemem ama tadının güzel olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim :))

Neyse efenim...
Benden bugünlükte bu kadar...
Hadi şimdi hemen bir oje alın elinize, renkli olsun, sürün, boyayın, yapıştırın, çizin. Sonra da benim yaptığım gibi, millet farketsin diye gözlerine gözlerine sallayın parmaklarınızı! Benimkini babam bile farkettikten sonra sizinkini herkes eder!!!
Kalın sağlıcak ilen :)