19 Mayıs 2012

RESİM ÇERÇEVESİ... HEM DEEEEEEEEE KREDİ KARTINDAN

Efeniiiiiiiiiim.... Merhaba!
Ne güzel bir gün bugün. Bugün 19 Mayıs! Kutladığım en güzel 19 Mayıslardan biri, HEPİMİZE KUTLU OLSUN...!

Yine tam 10 gün olmuş hiçbir şey paylaşmayalı. Ne bu tembellik diyen de yok ama! İnsan bir dürter, e hadi Demet der... Ama Nerdeeeeeeeeeee? Neyse, Allahtan ben toparlandım da bugün birşeyler yaptım. :)) Özlemişim yapacağım şeyin malzemelerini arka odadan salona taşımayı, birşeyler yapıp fotoğraflamayı, yaptıktan sonra da "acaba bunu kime hediye etsem ki?" diye düşünmeyi... :) 

Neyse, bu defa yaptıklarımdan biri anneme diğeri de babama gitti. Kalpli olan da örnek olarak elimde dursun diye bana :)
İşe girişmeden önce birşey belirtmek istiyorum kendimle ilgili. Çocukluğumdan beri dönem dönem birşeylere takarım aklımı ve deli gibi biriktiririm, atmam, etrafımda gördüklerimi de toplarım, eklerim. Genelde istikrarlıyım bu konuda. Aynı şeyden 15 yıldır biritirdiğim vardır. Bazılarını da amaçsızca biriktiririm. Sebebini sormayın, ben de bilmiyorum neden!!! Neler mi bunlar? Birkaç örnek vereyim elbet; mesela süresi bitmiş/bitmemiş kredi kartları, içki şişelerinin ağız kısmındaki cam bilyeler, karton bardak altlıkları, kutu içeceklerin renkli açma halkaları, kibrit kutuları, starbucks hediye kartları, renkli kilitli iğneler, gazoz kapakları, plastik kokteyl karıştırıcıları, her boy  her cins içki bardağı falan falan falan.... Bir ara fotoğraflayıp paylaşacağım bunları da.
 
İşte bugün yapacağım çerçevenin ana malzemesi de benim kolleksiyonunu yaptığım şeylerden biri; kredi kartı! Kredi kartı biriktirmem amaçsızca yapılan biriktirme grubundan. Neden biriktiriyorum bilmiyorum ama 94 yılında aldığım ilk kredi kartından bu yana durum bu! Türk Ticaret Bankası, Pamukbank, Koçbank, Etibank, Bank Capital gibi şu an hayatta olmayan bankaların kartları bile mevcut kolleksiyonumda.
Aşağıda gördüğünüz biriktirdiğim kredi kartlarının sadece küçük bir kısmı...
  
Şunu da belirteyim ki kredi kartı derken sadece banka kartlarını kastetmiyorum aslında. Mağaza kartları, restoran kartları da buna dahil. Özellikle yurt dışında çok yaygın bu hediye kartları. Bizde de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. İşte ben onları da biriktiriyorum. Abimin yanına gittiğimde dünya dolusu topluyorum her seferinde bu kartlardan... Zaten bu projede kullandıklarımın çoğu da bu kartlardan...
 Neyse, bu kadar önbilgi yeter diyorum... 

Hazır mısınız diye soruyorum...???

Cevabınız beklemeden de başlıyorum!!!

 Gerekli Malzemeler:

-Kesilmiş kredi kartı parçaları 
-Sıcak slikon 
-Makas, cetvel, kalem 
-Karton, cd 
-Fotoğraf




Öncelikleeeğ kredi kartınızı küçük parçalara ayırın. Bunu normalde kullandığınız makasla pekala yapabilirsiniz. Parçalar ille de eşit olmalı diye bir kural yok ama öyle olması yapıştırırken size büyük kolaylık sağlayacak. Ama parçaların hangi büyüklükte olacağı ise tamamen size kalmış.



 Bundan sonrasında yapacağınız işlem çok basit. Kestiğiniz küçük parçaları keyfinize göre yapıştırmak. Ben yapıştırma işlemi için sıcak slikon kullandım. Ama her zaman ki gibi yine elimi, sağımı, solumu her tarafımı yaktım! Ayağıma bile damlattım desem sanırım inanmazsınız. Haklısınız, ben de inanmazdım ama Allahtan terlik vardı ayağımda da bir de onun için sızlanmaktan kurtuldum!!! Slikonla daha çabuk ilerliyor ama onun da bulaşması falan var. Ne biliiiiiiim valla, yapıştırıcı konusu size kalmış, tahminimce uhu da rahatlıkla kullanılabilir...
 
Önce fotoğrafı neyin üzerine yapıştıracaksanız zeminin şekline uygun olarak kesin. Ben bunun için abimin geçen Ocak ayında gelişinde çektirdiğimiz bir fotoğrafı kullandım. Cd'nin dışına taşmayacak şekilde kestim. Bu arada kullanılmış, eski, çalışmayan cd'lerinizi atmayın. Gün gelir hepsi başka işlerde kullanılır, at-ma-yın!

Bu arada yapıştırma işlemi esnasında "aman slikonum akar, donar, bulaşır" diye panik havasına girmem sebebiyle fotoğraf çekmeyi ne yazık ki atlamışım!!! Ama dediğim gibi işlem basit, parçaları keyfinize göre yapıştırın, hepsi bu!
  

İşte benim çerçevem bitti bile! Ben duvara asmayı düşünüyorum. Daha doğrusu bunu babama vereceğim ve o da muhtemelen bir şeye dayamak değil de asmak isteyecektir. Bunun için gerekli olan ise bir parça kurdele. Bakınız aşağıdaki resimler :)





Cd ile aynı büyüklükte kartondan bir parça kesin. Benim burada arka kısma yapıştırmak için kullandığım kartonların hepsi gömlek kartonu veya Tchibo'dan aldığım kıyafetlerin içerisinden çıkar kartonlar. Kullandığım kurdele ise bir blüzümün omuzundan kestiğim kurdele, hani şu asmak için kullanılanlardan. Ben kıyafetlerimin çoğunu asmak yerine katlayıp kullandığım için bu kurdeleleri alır almaz keserim...



  
Bu işlemler için kullandığım yapıştırıcı ise pritt türü olanlardan. Bu arada küçük bir hatırlatma; yapıştırma işlemi bitince bir süre sıkıca basmayı unutmayın. Ben genelde bu tür durumlarda halının altına koyup üzerinde birkaç tur atmayı tercih ediyorum :))

Hazır el atmışken, salon masa örtüsüne slikon bulaştırmışken, elimi yakmışken... bir tane daha yapayım dedim... Bu da anneme gidecek. Birine yap diğerine yapma, olmuyor! İki çocuğum var benim, birinin adı anne, diğerinin adı baba. Geçinip gidiyoruz işte :)) Allah yokluklarını göstermesin...

Bunu ise kartona yapmak istedim. Elimde bu şekilde kesilmiş kartonlardan vardı, onları kullandım. Ama göreceğiniz üzere şablon gayet basit, siz de kolaylıkla çizip kesip yapabilirsiniz...
Kullanacağınız resmi seçin. Ben aile fotoğrafı kullanmayı tercih ettim.

Ve sonra da fotoğrafı kartona yapıştırdım. Resim yıllar öncesine ait. Yeğenim Sarah daha küçücük bir çocuk, annem daha zayıf, abimin daha çok saçı var... ama ben aynı! Hala dinç, hala genç ve hala güzel...! Pek alçakgönüllüyümdür ve övünmekten hiç hoşlanmam... 

Seçemediyseniz eğer, ayakta duran elemanlardan ortadaki şahsımdır!

Çerçevenin üst kısmında ne yazık ki bazı boşluklar oldu. Benim hatam, çünkü kullandığım parçalar eşit değildi... Sıcak slikonla çalışmanın dezavantajı bu, anında yapışıyor, koymanızla sabitlenmesi bir oluyor. Birkaç tanesini çıkarmaya çalıştım ama kartonu da beraberinde getirmeye kalkınca düzeltemeden bıraktım ne yazık ki...

Arada kalan boşlukları boyayarak kapattım. Pek içime sinmedi ama acemiliğe verdim, naapayım!!! :) 
Ama alt kısımlar kıyaslayınca çok daha düzgün oldu.





Bunu da asabilmek için asma "şeysi"ni kurdeleden yaptım. Bakınız aşağıdaki resimler :








Bu arada ben olayı kestiremeyip biraz fazla kart kesmişim, bir dolu arttı. Bu da bonus oldu, bana kaldı :) Salonun kapı kolunda çoktan yerini aldı...



 İşteeeeeeee.... 
Bu defa da bir projenin sonuna geldik... Birazdan hazırlanıp çerçevelerimi de alıp annemlere doğru yola koyulacağım. Eh bir de mısır patlatıp götürürüm biraz. Pek bir sever bizimkiler patlamış mısırı. Onlara gidince yapmıyorum çünkü bir sürü yağ ve tuz koyduruyorlar! Ben evde yaptığımı yağsız ve tuzsuz yapıyorum mikrodalgada. Bir tane de marketlerde hazır satılan mikrodalga mısırlarından patlatıp (ki yağlı ve tuzlu oluyorlar) paketin yarısını ekliyorum, bizimkilere farkettirmeden "işte sizin istediğiniz gibi yaptım" diye veriyorum... Eeeeeeeee, dedim ya "hayatım idare"!!! :)))
Efenim, bu arada hayırlı bir haberim var..................................... 

Yok! 

Tahmin ettiğiniz türden değil, evlenmiyorum....!

Yüzmeye başladım! Evet evet! Tam yılbaşı sonrasından beri aylardır planladığım şeyi sonunda gerçekleştirdim! Perşembe günü gittim. Mayom, gözlüğüm, bonem, terliklerim... Görseniz sanırsınız ki ben yarışlara hazırlanan bir yüzücü:)

Kapalı havuz. Sadece ve sadece ben vardım o gün havuzda. Bir de hoca! Üyeliğim sadece haftaiçi günleri kullanmama izin veriyor. Sonradan öğrendim ki haftaiçi gündüz saatlerinde genelde hep böyle olurmuş. Yaşasın! Yani tam benlik! Havuz benim, havuz temiz, havuz sakin.... "Su perisi olucam" çok yakında, havamdan geçilmiyor, haberiniz olsun.

Neyse.... Ben yavaştan kaçar efenim...
Size harika bir haftasonu diliyorum. Herşey gönlünüzce olsun efenim. Kalın sağlıcak ilen.
Önümüzdeki hafta görüşmek üzere (bu defa kesin.... vallahi yaaa!)
 


Bir tek akla nazar değmezmiş...
Niye mi ?
Çünkü kimse kimsenin aklını beğenmezmiş!

9 Mayıs 2012

İİİSTANBUUUUUUL İSTANBUUUL...! :)

Efeniiiiiiiiiiiimmmmm.... Yine epey bir ara oldu. Ben ne zaman sık proje yapayım, aman sayfam hep güncel olsun diye düşünsem tam tersi oluyor. Sanırım en iyisi niyetlenmemem! Umarım + dilerim herkeşş iyidir, keyfi yerindedir, bahar geliyor, farkındadır...
Ben iyiyim çok şükür. Tam onnnnnnnnnn gün boyunca güzelim İstanbul'daydım.. Planım yaklaşık 6 gün kalmaktı ama hiç ummadığım bir nedenle daha uzun kaldım. Kaldım da kötü mü oldu? Hayııııııııır! Gezecektim, daha mı çok gezdim? Eveeeeeeeeeeet! İstanbul'u bin kat daha çok sevdim mi? Eveeeeeeeeeeeet! Daha döner dönmez yine kendimi tekrar gidebilme planları yaparken, bahaneler ararken buldum mu??? Ona da evet! :))  
Biiiiiiir sürü yerini gezdim, bazılarını yıllar önce gezdiğim, bazılarını ise ilk defa gördüğüm... Çok güzel vakit geçirdim. Şimdi siz merak ediyorsunuzdur neler yaptım ettim diye... Ediyorsunuz değil mi? Ediyorsunuzdur canıııım! Yani en azından ben böyle olduğunu varsayarak paylaşmak istiyorum yaptıklarımı... :)

Meselaaaaaaa Sapphire'in tepesine ilk defa çıktım. Çıktım ve İstanbul'u taaaaa tepeden izledim. Rüzgarlıydı ama tadımı kaçırmaya yetmedi, çatıda çok güzel bir kahve keyfi bile yaptım hatta! 

Kanyon'a da gittim ama hiiiiiiiiiiiiiç sevmedim :( Çatısı olmayan AVM'mi olur canım...!!!
 Ayrıca Sapphire'in bir de yaklaşık 10 dakika süren 4D (dört boyutlu) bir smilasyon gösterisi var, ona da gittim. Bu arada belirteyim binanın seyir terasına çıkmak da similasyonu izlemek de ücretli. Değer mi? Bence en azından İstanbul'u o kadar yüksekten görmek için fazlasıyla değer...

24.Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu'na katıldım. Katıldım dedimse de elbette ki izleyici olarak canııııım. Bugüne kadar böyle birşeyden haberim bile yoktu ki sanırım bu da benim ayıbım... Öğrenmem de zaten tesadüfi oldu. Bir yere gitmek için evden bir çıktık, cadde bomboş! Nassı yani???? Gitmem gereken bir yer var karşıda ama gel gör ki ne taksi ne dolmuş, araba bile yok! Sadece ortalarda dolaşan keyifli insanlar, caddenin ortasında koşuşturan çocuklar ve güzel bir hava. 

Sonradan anladık ki cadde bu yarışın güzergahlarındanmış. Hatta başlıca güzergahı falan olmalıydı ki en az beş tur atılar. Eeeeeee böyle olunca da bana alkış tutarak izlemek kaldı bisikletlileri...!
Şansıma hava çok güzeldi. Birkaç gün güneş batınca serin oldu ama gündüzleri harikaydı... Eh hep Anadolu tarafında değildim tabi. Hatta çoğunlukla hep Avrupa tarafındaydım desem daha doğru olur... Karşıda olmanın en güzel yanı oraya deniz yoluyla gitmek benim için. Sevdiğim bir sürü şeyi görebiliyorum uzaktan... Harika bir manzarayla...
Resimde çok sevdiğim iki yer var; Sultanahmet ve Ayasofya. Birinin içi birinin dışı yakar beni...

Ha bu arada geçen sefer gittiğimde hava çok kötü olduğu için yapamadığım ama hep istediğim birşeyi de yaptım; vapurdayken martılara simit attım! Komik ama sanki bir çocukluk hayali gerçekleştirmek gibi birşeydi... Yanımda çocuklu bir çift vardı, onlar da aynı misyonu üstlenmişlerdi benimle, çok keyifliydi :) İki simit almıştık ama sanırım bir kısmı yanımdaki arkadaşım tarafından mideye indirildi!!!
Bu sefer vakit kalmayan ama bir daha gittiğimde uzuuuuuun uzun seğretmekistediğim ve hatta mümkünse içine görmek istediğim Kızkulesi... 

Geçen sefer gece çekmiştim fotoğraflarını. Gece de güzel, gündüz de...
...Ve filmlerde bile gördüğüm zaman bile bayıldığım manzara, Galata Kulesi! Neresinden görünürse görünsün bayılıyorum bu Galata Kulesine. Bu defa tepesine de çıktım... Yarım saate yakın sırada bekledim ama çıktım! Yine olsa yine bekler, yine çıkarım :)


Karşıya geçince ilk gitmek istediğim yerlerden biri, tahmin edeceğinizi üzere, Tahtakale'ydi. Oradaki boncukçular çarşısıydı. Gittim mi? Gittim? Kendimi kaybettim mi? Evet, neredeyse evet! Ama şanslıyım ki tam boncukçuların ikinci katında kendime gelme gücünü gösterdim ve kendimi dışarı attım. Allahıııııııııııııııııımmmm! Tam bir hazine orası, olamaz! Mahmutpaşa'dan aşağıya yürüdüm. Hah! Güya Ankara Çıkrıkçılar Yokuşunu uzun buluyordum, tey teeeeeeeeeeeeeey, orası belki de on katı. Ara sokaklarını saymıyorum bile... :)

Kuşları pek sevmem martı dışında. Hatta korkarım bile :( Ama bu durumum onlarla fotoğraf çektiremeyeceğim anlamına gelmiyor! Bu arada belirtmek istiyorum ki gözümdeki gözlük (kendiminkini başka bir yerde unutmama sebebiyle) yeni aldığım bir gözlük olup Eminönü'nde bir alt geçitte 10 teleye alınmıştır. Çok "cool" olmuşum değil mi? Bu fiyata ayrıca kılıfını bile verdiler siz ne diyorsunuuuuuz!!!!!


Elbette ki olmazsa olmaz Kapalıçarşı atlanmadı, gezildi. Gezildi dediysem de sadece ufak bir bölümü. Sanırım bir gün ayırmak gerekir o güzel çarşıyı layıkıyla gezebilmek için... Bir tane küpe aldı arkadaşım bana oradan, aynısını Galata Kulesinin yakınında yarı fiyatından bile daha düşük fiyata gördüğümüz... Halı-kilim, deri kıyafetler, altın pek ilgimi çekmediği için o kısımları hızlıca geçtik. O gün benim için Kapalıçarşının en güzel kısmı bir parça da olsa yorgunluğumu alıp götüren harika Türk kahvesi ve yanında yediğim elmalı pastaydı... :))

 ...Veeeee canım Galata Kule'm. Defalarca yakınına geldiğim ama hiç içini göremediğim yer. Ayasofya kadar beni heyecanlandıran yer. Uzuuun bir kuyruk vardı. Hatta yetişemeyiz mi acaba diye de biraz tedirgin bile olduk başta. Ama beklediğime de değdi, yorgunluğuma da... Sırada beklerken bir paket patlamış mısır, bir paket antep fıstığı ve iki şişe de su tükettik, siz anlayın yani :)
Sanırım bekleyenlerden tek Türk olan ben ve arkadaşımdı. İnsanların dünyanın uzak yerlerinden buraya İstanbul'u Galata Kulesi'ni görmeye geldiklerini görünce kendime de kızdım ki bunca yıldır neden ben bunu yapmadım diye.... Sonra da "zararın neresinden dönersen kardır" "geç olsun güç olmasın" gibi sözlerle kendimi avuttum ve anın tadını çıkarmaya devam ettim :)
Sonrasında İstiklal Caddesinde kısa bir yürüyüş ve yemek için Çiçek Pasajı! 

Güzel bir yemekti. Yerim de rahattı. Zaten onca yorgunluktan sonra tabureye bile otursam bana rahat gelecekti ya! Masamızı önce bir Alman sonra da İngiliz bir çiftle paylaştık. Almanca öğrenmeye çalışan biri olarak onların konuşmalarını dinleyip kendimce birşeyler çıkarmaya çalışmaktan pek ne yediğimi içtiğimi anlamadım ama sonrası daha iyiydi :)) 

Cümbüş çalanımız da vardı, şarkı istedim, şarkı söyledim... "Ne olursun güzelim sevsen beni..."
Bayılıyorum bu İstiklal Caddesine. 24 saat hiç uyumuyor :)

Başka bir gün, yine tarihi yarımada yine bir heyecan bir telaş bende... Ayasofya... Muhteşem... İşte içi beni yakan yer burası. Dışı yakan ise Sultanahmet. Ona da gittim :) Neyse, konuyu saptırmadan söylemeliyim kiiiiiiii Ayasofya (daha önce gitmemiştim) tahminimden çok daha büyük, çok daha etkileyici ve çok daha güzel... İçeriden çıkmak istemedim, hayran kaldım, çok beğendim, bayıldım... Bir daha ki sefere yeniden görmek isteyeceğim yerlerden biri...
  


 Dilek dilenen bir yeri varmış. Aaaaaaaaaaaaa eksik kalır mıyım hiç? Hemmen girdim sıraya, sıraladım dileklerimi bir bir hızlıca. Bakalım artık, ben yapacağımı yaptım, gerisi Allah'a kalmış, onun takdiri, beklemedeyim... 

Özetle diyebilirim ki "çok sevdim Ayasofya'yı, yine gelecek ben!"


Sultanahmet! 

Ne yazık ki zamanlama hatasından ötürü fazla kalamadığım yer... Önce giriş kapısını bulmak vakit kaybettirdi. Namaz vakti olduğu için diğer giriş kapalıydı ve biz de oradan girmek istemiştik. Ana kapıya vardıktan ve içeri girdikten birkaç dakika sonra fotoğraf çekilmemesi ve namaz kılanlar harici dışarı çıkılması istendiğinden istemeyerek de olsa dışarı çıktım :( Ama hep dediğim gibi Sultanahmet'in dışarıdan görüntüsüdür hep beni etkileyen, o 6 minareli görüntüsü...
 Çok yorulmuştum çooooooooooook :))


Yerebatan Sarnıcı da çok büyüktü. Fazla bir aydınlatma olmaması gizemine gizem katıyordu desem yalan olmaz! Burada da dilek dilenen bir yer vardı. Yine yapmam gerekeni yaptım, paramı suya attım ve sıraladım isteklerimi bir bir :))
Başta içerideki oksijen biraz azmış gibi geldiyse de birkaç dakika sonra alıştım... Etkileyici bir yer olduğunu söylemeliyim :)


Veeeeeeeeeeeee İstanbul günlerimin en harika anlarından biri; Yenikapı Mevlevihanesi... 

Yenikapı diye adına bakmayın siz, başka bir semtte aslında. Biz metrobüs'le gittik, sonrasında da 10 dakika yürüdük. Topkapı'yı falan geçtik. Ben tek başıma olsam hayatta bulamazdım, eminim. Sağolsun arkadaşım hiç üşenmeden geldi, aldı, götürdü ve benimle izledi. 


Başta pek ilgisini çekmese de sema başlayınca onun da etkilendiğine eminim... Biz elimizi kolumuzu sallayarak gittik ama kapıda söylediler ki bundan böyle rezervasyon yapılması gerekliymiş. Kültür Bakanlığına bağlı bir yer değil, üniversitenin içerisinde. Ücretli değil ve resmi tatil günlerinde kapalı. 

Sema ne kadar sürdü bilemiyorum, bir başlangıcını biliyorum bir de bitişini. Herşey harikaydı, çalanlar, dönenler, ortam... Çok çok çok güzeldi. Bu arada belirteyim ki buradaki sema, tarihi yarımadada adımbaşı sema gösterisi yapan yerlerden tamamen farklı. Dedim ya ücretli değil, turistlere yönelik değil, gösteri amaçlı değil. Eğer biraz ilginiz ya da merakınız varsa eğer kaçırmayın derim. Ama öncesinde telefon açmayı unutmayın. 

Ha bu arada tarihi bir köfteci var yakınında, mezarlığın tam karşısında, Tarihi Merkez Efendi Köftecisi. Ben çok beğendim, orada da bir köfte-piyaz yemeden gitmeyin... 
Gezdiğim zamanlar dışında vaktimin kalanı genelde Anadolu tarafında ve Kadıköy dolaylarında geçti. Şansıma arkadaşlarımın çoğu, ziyaret etmeyiistediğim kişiler de hep civar semtlerdeydi. Eeeeeeee bir Fenerbahçeli olarak Kadıköyde olup da Fenerbahçe temalı bir resim çektirmemek olmazdı hani :) Bakalım Pazar günü ne olacak. Merakla beklemedeyim. Şampiyonluk halinde görürsünüz benim sarı lacivert hallerimi :)

Son gece ve geceniz sürprizi Erol Evgin oldu. Geçen sefer İstanbul'dayken yer bulamamıştık ne yazık ki. Bu defasında, ki son gecesiymiş programın, şansıma bulabildik yer. Bu da bir arkadaşımın güzel bir sürprizi oldu bana. Çok mutlu olduğum bir sürpriz. Tabi gündüzünde o akşama uygun hiçbir kıyafetimin olmaması nedeniyle alışveriş yapılması zorunluluğu sırasında kısa cinnetler yaşamış olsam da gecenin güzelliği hepsini silip götürdü, geriye güzel melodiler kaldı...
Her güzel şeyin sonu olurmuş ya... İşte benim İstanbul'um da bu misal göz açıp kapayana kadar bitti, eve dönüş vakti geldi... Dayanamadım, kopamadım, uçaktan da birkaç fotoğraf çektim. Şimdi tüm bu resimlere bakıp tekrar gideceğim zamanı iple çekmeye başladım bile...



TEMA VAKFI'ndan girişim...
Meyve çekirdekleri
Yeryüzünün aldığı yağmur oranı 10 yıllık aralıklarda artar. Bu sene dünyanın periyodik olarak en çok yağmur alan yıllarından biri olacak, bu nedenle yediğiniz kayısı, şeftali, kiraz, vişne, karpuz, kavun, erik vb. meyvelerin çekirdeklerini lütfen çöpe atmayın, hele çöp poşetlerine ASLA hapsetmeyin. Mümkünse herhangi bir yerde toprağın 10 cm altına gömün. Üzerine de bir bardak su dökün. Gömme imkanınız yoksa bi poşette bu çekirdekleri biriktirip yanınıza alın (ya da arabanıza koyun) arsa, tarla, toprak yol kenarı, yamaç gibi toprağı gördüğünüz alanlara bu çekirdeklerinizi savurun, korkmayın bu çevre kirliliği değildir aksine çevre için yeni hayattır. Doğa hemen o yeni çekirdekleri kucaklar ve besler…
Yapacağınız en kötü hareket çekirdekleri poşetlere hapsetmektir ! Bunu yapmayın ve yaptırmayın.


Yapılan çalışmalarda doğaya başıboş atılan ya da dikilen bu çekirdeklerin en az yarısının yeşerip ağaç veya bitki olduğu kanıtlanmış.
En büyük israflardan birisi meyve çekirdeklerinin çöpe atılması, ülkemiz adına küçümsenemeyecek büyük bir servet...
Daha yeşil bir ülke için, daha temiz hava için, toprak kaymasını önlemek ve yeni nesillerimize yeşil bir dünya bırakmak için hep birlikte elimizden geldiğince meyve çekirdeği gömelim, savuralım, fırlatalım…
Bu uygulama TEMA tarafından başlatıldı ve bilinçli toplum olarak bizlerin desteklerini bekliyor, Doğaya yardım etmek, gelecekte etrafımızı saracak beton ve gökdelenlerden alamayacağımız oksijeni karşılamak için bile bu çekirdeklerden çıkacak ağaçlara ihtiyacımız olacaktır.
Poşete koymadığınız her çekirdek için şimdiden teşekkürler...

BENDEN BU KADAR ARKİDEŞLER...

HERKES İYİ OLSUN, İSTEDİĞİ YERLERİ GEZSİN GÖRSÜN...

MUTLU OLSUN...!
HOŞÇAKALIN...
SAĞLICAKLA KALIN...!
:)))