26 Nisan 2013

ŞUURSUZ MUYUM NEYİM?!!! :)

Arkideşler Merhaba!!!

Masmavi gökyüzü, ılık-sıcak hava, Ankara Ankara güzel Ankaraaaaa...

Neyse....

Ameliyat etkisinden neredeyse tamaaağmen kurtulduğum şu son bir haftadır tamamen kontrolümü kaybetmiş bir şekilde sokaklardayım, mağazalardayım, alışveriş yapmaktayım, şuurumu kaybetmiş bir halde lüzumlu lüzumsuz birşeyler almaktayım!!!

Sanırsınız ki ben aylardır yıllardır evden hiç çıkamadım! Aslında topu topu birbuçuk aydan biraz fazla oldu, hepsi bu! Bu süre içerisinde yapabileceğim (ama yapmadığım) alışverişin kat kat fazlasını çoktan aştım bile! Genelde alışveriş merkezlerini sevmeyen ben bir Kentpark bir de Armada çıkarması (çıkartması???) gerçekleştirdim!

Mutlu muyum?

Eveeeeeet!

Hemen her istediğimi alıyor muyum?

Eveeeeeeeeet!

Bunları ben mi ödeyeceğim?

Eveeeeeeeeeeeeeeet!

Kredi kartım var mı?

Eveeeeet!

O zaman asıl sorunu da anladınız değil mi? :)))))

Anlatacak, bahsedecek daha doğrusu anlatmak istediğim, bahsetmek istediğim bir sürü şey var... Elimden geldiğince hiçbirini atlamadan devam edeceğim....


Bir önceki yazımda Meral-Yaman Okay Kitap Dolabı Açılışı etkinliğinden söz etmiştim. Planlandığı gibi Pazar günü Nilberk'le oraya gittik. Güzel bir kalabalık vardı... Bahçeli ve Emek muhtarı, Chp Ankara milletvekili, Meral Okay'ın babası Ata Katu... Yandaki resim ona ait. Oldukça esprili, metanetli ve bilgili bir insan olduğunu daha konuşmasının ilk birkaç dakikasında rahatlıkla anlayabiliyorsunuz...

Dolaplar bunlar... Sabah açılıp akşam kapanacakmış. Amaç parkta oturmaya gelen insanların kitap okumasını sağlamak... Sadece parkta okumaları değil isteyen alır evine götürür, orada okur. Çok beğenirse geri getirmeyebilir...

Dolaplardan biri Meral Okay adında, ki çocuk kitapları dolabı, diğeri Yaman Okay, yetişkin kitapları barındırıyor olacak... Avrupa'da çok yaygın bir sistemmiş bu açık kitap dolapları. İnşallah bizde de yayılır, daha çok kitap okuruz...


Parktaki açılışta gözlerim arasa da Cumhuriyet Lisesinden dönem arkadaşlarımı, yani benim ortaokul ve liseyi okuduğum okuldan, ne yazık ki kimseyi göremedim :( Belki de benim zamanımdan kimse yoktu, olanları da ben tanımadım... Bu arada öğrendik ki Meral Okay'ın babası benim okulumda bir dönem öğretmenlik yapmış...

Epey kitap toplandı. Sanırım beklenen de fazlaydı. Ben de taşıyabileceğim kadar sırtlandım, götürdüm!  :) Kitaplarımın çoğu hala annemlerde duruyordu. Duracağına birileri okusun, eğlensin, bilgilensin...

Hava da şansımıza fena değildi, belki sıcak değildi ama yağmur da yağmadı!

Bu aktiviteler sırasında elbetteki bel korsem ayrılmaz bir parçam benim! Ben nereye o oraya :) Yadırgamıyorum da! Çok fazla oturmamaya, çok fazla ayakta durmamaya çalışıyorum. Ağrı kesicileri de en aza indirdim. Arada bir kramp türü sancılarım olsa da bacağımda şimdilik idare ediyorum. Yürümem gaaağyet iyi çok şükür, en çok sevindiğim de zaten bu...

Etkinlikte bir de çok şirin şekerlemeler dolandı ortalıkta üzerlerinde çiftin fotoğraflarının olduğu... Ne yalan söyleyeyim kıyamadım yemeye... Hatıra niyetine attım çantama, şimdi salonda masanın üzerinde öylece duruyorlar...








Bu arada yeniden dövme yaptıracağımdan söz etmiş miydim acıba??? Bu etkinlikten bir gün önce yani geçen Cumartesi günü Tunalıdaydım sabahtan akşama kadar. Kırk kapı yaptım o gün resmen :)


Dövme de o günün planlarından biriydi. Aklımdaki şuydu; içi boş siyah bir kalp, kalbin bir kenarında ise sonsuzluk işareti olacak. İstediğim şey "sonsuza kadar aşk"tı. Ama dövmecim (!) kalbin boş değil de kırmızı olması gerektiğini, temanın da sonsuza kadar aşk değil "sonsuz aşk" olarak daha uygun olacağını söyledi, ben de kabul ettim. Sonuç yan tarafta!

Ancak şunu belirteyim ki dövmemin yeri konum itibariyle sol bacağımın dizkapağından aşağı ve tam arka kısmı olması nedeniyle fotoğraf çekmekte epey zorlandım. Biraz çekiştirdim, haliyle de biçimi biraz bozuk gibi çıktı fotoğrafta. Ve bir de (dövme yaptırdıysanız eğer bilirsiniz elbet) yaklaşık bir hafta sonra çok daha güzel bir hal alacaktır.

Şu an itibariyle dövme sayım 4 oldu. Annemlerin sonuncudan henüz haberleri yok!!! Yaza görmeleri kaçınılmaz artık!!! :)))
Bu arada yandaki şahısı da artık tanımışsınızdır diye tahmin ediyorum....

Proje malzemesi konusunda baş tedarikçilerimden biri olup ayrıca kendisi bir tür "can" olan canlıdır... Nilberk! Bu fotoğrafı da Pazar günü parkta çektirdik.

Bu arada belki bel korsemi farkedebilirsiniz... Ve kilo aldığımı da :( Tüm ümidim yaz. Hele şu egzersizlerime bir başlayabileyim, bir de yüzme, olay bitmiştir! Tabi bu arada pasta, tatlı, şeker, çikolatayı kestim mi sıfır beden oldum bile!!!!  :))) hahhayt!

Hazır Nilberk demişken son tablosunu da paylaşayım dedim daha önce burada bahsettiğim... Bitmiş hali bu. Yeni başlayacağı tablo bu defa bana olacak. O da çoooook sevdiğim Galata Kulesi. Birkaç çıktı aldım internetten, beğenip seçtik birini. Şimdiden çok heyecanlıyım :) Gerçi tabloları önce sergiye gideceğinden bana ne zaman gelir bilemiyorum ama olsun!

Bahçeli turlarımdan birinde yine şööööle bir Gratis'e uğradım. 1.
597.tırnak güçlendiricimi aldım yine bir ümit. Ama tavsiye etmiyorum çünkü çok çabuk çıkıp dökülüyor. Ama ben illa bi deneyeceğim diyeniniz varsa eğer, biyrun alın, deneyin!

Son takıntım kuru meyveler. Gerçekten meyvelerden mi yapılıyor tam emin olamadığım, tam bir şeker deposu olan, gayet sağlıksız olduklarına emin olduğum korkunç şeyler!!!

Geçen yaz muz kurusunu keşfetmemle başlayan bu durum zamanla hindistan cevizi, papaya, ananas, elma... şeklinde hızla büyüdü karşı konulmaz bir hal aldı.

İstanbul'da bir sürü yerde gördüğüm kuru meyveleri artık (ne yazık ki!!!!) Ankara'da da bir çok yerde bulmak mümkün :))) İşte bu mümkün olan yerleri ben de buldum, fena oldu. Şimdi paso bunlarla besleniyorum neredeyse!!!! Yandaki resim hindistan cevizine bir örnektir bilgi açısından :))))


Bir de son yastık kıfımın (hani Nilberk'e gidecek olan) son halini paylaşayım sonra da Demet kaçar!


Neyse arkideşler....

Benden şimdilik bu kadar...

Bugün Cuma, en mutlu gün!!!

Kalın sağlıcakla, sevgiyle, neş'eyle...

xoxoxo




19 Nisan 2013

YİNE YENİ YENİDEN NORMAL HAYAT :)

Efendiiiiiiiim...

Nerede kalmıştım???

Hah! Evet! Ameliyat sonrası normal hayatıma geri dönüş :)

Tekrar yürümek, istediğim yere gidebiliyor olmak harika! Son birkaç gündür Bahçeli 7.Caddede tur attım dükkanlara/mağazalara girip çıktım, kendime birşeyler aldım, mutlu oldum!

Annemlerdeyken, kendimi fazla yormadan, birşeyler yapmaya çalıştım elbet...

Yeni bir yastığa başladım. Yine aynı motif. Ama bu defa sadece üç renk.

Bundan sonra bir daha yapacak olursam artık farklı bir motiften olacağı kesin ama :)

Nilberk'e gidecek bu defa ki. Pek sever kendisi böyle bordolu şeyleri :))



Şekilde göreceğiniz üZre üçüncü yastığın motifleri örülmüş olup, muhtemelen sayıca tamdır ama bir türlü elim gitmedi birleştirmeye. Zaten daha öncekilerde de söylemiştim ki bana göre en sevimsiz kısmı birleştirme diye....

Hala da öyle! :)



Burada daha önce yapımını paylaştığım bardak altlıklarından bir takım daha yapmaya başladım ama şimdilik üç tane de kaldım ama!!!

Bu defa daha önce yaptıklarımdan bir sıra daha fazla örerek yarım santim kadar daha büyük yapıyorum. Öncekilerin yanlarından dikerken biraz zorlanmıştım, bu seferkiler çok daha kolay oldu.
 Sonraaaaaaa İstanbul'dan aldığım kolye uçlarından birini sadece zincirden geçirerek kendim kendime kendiliğinden kendime kolye yaptım. Minik kelebekli küpelerim vardı, takım oluverdiler birdenbire!

Fotoğraf çekerken küpeleri unutmuşum, siz kusuruma bakmayın artık :)


Bu aralar bir "B 12" vitamin takviyesi modası var, herkes kullanıyor, iğnesi, tableti... Sanki mucize gibi, unutkanlığa iyiyimiş, ağrılara iyiymiş, saç dökülmesine, tırnaklara.... herşeye iyi geliyormuş. Belinden sıkıntısı olan bir arkadaşım söylemişti ki sinirlere, sinir uçlarına iyi geliyormuş diye... Ameliyattan önce doktoruma sordum ki doğru mudur, bana bir faydası olur mu diye...? Önce ölçtürün, eğer eksiklik varsa alın şeklinde tavsiye etti.

Ben o kadar eminim ki bende B12 eksikliğinden, saçlarım kendimi bildim bileli dökülür ve hep cansızdır. Tırnaklarım ya kırılır, ya kat kat ayrılır, hiç uzatamam falan falan...

Neyse efenim, ölçtürdüm. Aaaa a! O da ne? B12'im gaaaağyet iyi seviyedeymiş. Referans aralığı 170-663'müş, benim ki ise 415 çıktı. Ama demir biraz düşükmüş, bir de çinko seviyemi ölçtürmemi önerdi doktor.

Amanıııın....

Bu ne yav!

Bin türlü şey! Kafaya takmaya bir başlasa insan işin içinden çıkılası birşey değil! Ben de takmamaya karar verdim zaten. Kırk yıldır böyle geldim, eh bir kırk yıl daha böyle gidebilirim nihayetinde :)

Dün dolandım biraz Bahçeli'de dedim ya, Allahın emri, yine oje aldım. Bu defa temkinli/kontrollü davranarak sadece iki tane aldım!

Yaz serisiymiş.

Hemmencecik sürdüm elbet :)
İki kat sürdüm, ancak bu kadar belli oluyor, şeffafa yakın renkteler...

Sonrasında Nilberk'in resim kursuna uğradım. Yaklaşık iki ay önce başlamıştı binbir tereddütle ama büyük bir istekle... Ama şimdi aldı başını gidiyor :)

Ben de velisi (!) olarak uğruyorum elbet arada:)))

Hazır "aldı başını gidiyor" derken önceki iki tablosunu da paylaşayım...














İşte bu şekilde herşey...

Normal seyrine dönüyor...

Yine hergün annemlere gidiyorum.

Yine İstanbul'u çok özledim, gitme planları yapıyorum.

Yine Yaşar konseri olsa diyorum. Son konserine ne yazık ki bel/bacak ağrılarım nedeniyle gidememiş, biletimi başka bir arkadaşıma vermiştim ellerim titreye titreye.... :))

Yine yeniden dövme yapma arzum depreşti, direnmeyeceğim...

Yine bir sürü fikir aklımda, yapayım, öreyim, yapıştırayım, dikeyim, biçeyim....

:)

Bu arada bir etkinlik duyurusu da paylaşmak istiyorum. Tabi daha çok Ankara'dakilerin ilgisini çekebilecek...

Ben götüreceğim kitapları şimdiden kenara koydum Pazar gününün gelmesini bekliyorum.

Daha detaylı bilgi almak isterseniz eğer;

EMEK BAHÇELİ ESKİ DOSTLAR GRUBU

BLOG : http://emekbahceli.blogspot.com/

FACE BOOK GRUBU : https://www.facebook.com/groups/emekbahceligrubu/

İnşallah hava da güzel olursa şahhane olur! Hem kimbilir belki eski okulumdan birkaç arkadaşımla da karşılaşırım! Ortaokul-lise 6 yıl Cumhuriyet Lisesi'ndeydim. Ama şimdilerde adı da değişti okulumun, yapısı da...

Nostalji de olur hem belki....

Neyse....

Benden bugünlük de bu kadar...

Bu arada birkaç gün önce üzülerek farkettim ki blog sayfamın yaklaşık ilk 60 projesinin bütün resimleri kaybolmuş. Sebebini sonradan anladım. O da şu: bilenler bilir, başlarda sayfam blog tabanlı değildi, kendi alan adım altında ayrı bir hostine sahiptim. Derken blog da açtım. Ve tüm projeleri sayfamdan bloğuma kopyala yapıştır şeklinde aktardım.

Bir süre iki sayfayı beraber götürsem de sonra zor olduğu gerekçesiyle sadece blog üzerinden devam ettim. Gerekli yıllık parayı yatırmayınca da önceki sayfam kapandı. Buraya kadar herşey yolunda. Ama ben sonradan anladım ki kopyala-yapıştır olunca ve kopyalanan yer devre dışı kalınca yapıştırılan yerdeki resimler de uçuyormuş!!! :(

Şimdi vakit buldukça bilgisayarımdan resimleri teker teker yükleyerek güncellemeye çalışıyorum ama biraz vakit alacak gibi... İki tane projenin fotoğraflarını nasıl olduysa bilgisayarımda da bulamadığım için maalesef silmek zorunda kaldım....


Ne diyordum???

Hah! Evet! Benden bu günlük de bu kadar efenim!

Esenlikle kalın ki!

Bahar gelmiş Ankara'dan herkeŞe sevgiler :)





18 Nisan 2013

BEN GELDİM Kİ!!! :)

Efeniiiiiiiiiim!

Ben geldim! Hoş geldim :)

Ameliyat bitti, dinlendim, zorunlu yatışlarım oldu, ayaklandım, hatta dün 7.Cadde'de tur bile attım :)

Bahsedeyim biraz hastane maceramdan...

Pazartesi sabah (1.Nisan) sabah gittik hastaneye, tabiiiiiiy ki babamla :) Sabah giriş yaptık, özel oda bulduk, sevindik, çıktık yukarı, yerleştik. Öğleden önce olur ameliyat demişlerdi ama doktor ameliyathanenin yoğunluğundan dolayı öğleden sonraya kayabileceğini söyledi... Bu arada hemşire sık sık gelip gerekli kontrolleri yaptı, kan, tansiyon, nabız, ateş...

Derken bu defa plan yine değişti, öğlen 12 civarı alacaklarını söylediler, giyindim önlüğümü, bir de uzuuuun upuzun bir varis çorabı giydirdiler, yatacağım için emboli atması tehlikesine karşıymış...

Ameliyat öncesi internette araştırmıştım biraz, ufak bir kesikten girecekler şeklinde. Doktorum da yaklaşık 45 dakika-1 saat arası süreceğini söylemişti. Ama benim ki iki saat kadar sürdü, açılan kısım da yaklaşık 4 cm kadardı, neyse...

Bu arada küçük bir bilgi vereyim, şöyle ki; ameliyata girerken oje sürmeyin! Elimde ayağımda kırmızı oje vardı. Bir takım arkadaşlarımın uyarısıyla ameliyattan birgün önce onları sildim ama ojesiz kalmayı da içim etmedi işin doğrusu! Ben de hiç üşenmeden ten rengi sürdüm bacağımın korkunç ağrısına rağmen! Ama onların da olmaması gerektiğinde hemşirenin elinde pamuk ve asetonla başımda durmasından anlamış oldum mooolesef :) Kan dolaşımında bir sıkıntı olup olmadığı tırnaklardan anlaşılırmış... Sanırsan bu aslında bilinen bir bilgiymiş de ben bilmiyormuşum, öğrendim.... :)

Geldiler odamdan sedyeyle almaya babam refakatçi yemeğini afiyetle götürürken, annem evde telefonda ağlarken :( İndik aşağıya, yaklaşık 15 dakika sonra masadaydım!


Herşeyi çok iyi hatırlıyorum çünkü bu ameliyatı da yine genel anesteziyle değil epidural oldum! İki saat boyunca herşeyi duydum; aletlerin seslerini, konuşmaları, odaya giren çıkanları... Buraya kadar sıkıntı yok. Asıl zorum ameliyatın bitip doktorun odadan çıkması ve benim uyuşukluğumun biraz azalmasıyla başladı! Dikerlerken ressssssssmen her bir dikişi hissettim, canım çok çok çok yandı... :( Odama geldiğimde babam asansörün önünde bekliyordu, kulağında telefonla gülümseyerek karşıladı beni kuzum...!!!

Zaten daha sonra doktorum odama geldiğinde ona da söyledim; bundan sonra tekrar kendisinin eline düşersem dünya kadar diretsem de genel anestezi istemem diye, sakın beni dinlemesin ve beni komple bayıltsın!!! Dört-beş saat sonra oynatabilirsin dedikleri bacaklarımı birbuçuk saat sonra hareket ettirebilir haldeydim. Sanırım anestezi biraz eksik kaldı :))))

Ayılma gibi bir sorunum olmadı ama dikerken hissettiğim acı (kimbilir belki de psikolojik olarak) epey uzun sürdü. Odama geldikten çok kısa bir süre sonra Nilberk'in gelmesiyle de neşelendim! :)

Derken iş çıkışı arkadaşlarım da yavaş yavaş gelmeye başladılar ki bunların içerisinde sürpriz olan iki kişi de vardı. Biri Sema Hanım. Blog vasıtasıyla tanıştığım, hatta bana iki tane Starbucks fincanı getirerek koleksiyonuma harika bir katkı yapmış yandaki fotoğraftaki güzel insan!!! Sayfamdan haberi vardı ameliyat olacağımdan, zaten öncesinde de sağolsun aramıştı, pat diye çıkıp geliverdi!!! Ne sevindim, şaşırdım anlatamam!

Bir gece kaldım hastanede. Nöroşirurji'nin o gece tek hastası benmişim şansıma. Koca kat resmen bana aitti! Hemşireler "siz bizim göz bebeğimizsiniz" diyerek daha da bir şımarttılar beni. Böyle durumları hiç kaçırmam, hemen değerlendirir sonuna kadar şımarabilirim :) Oda oldukça geniş olduğu için fazla kişinin olması da herhangi bir sıkıntı yaratmadı.

Akşam normal yemeğimi yedim (köfte-erişte-çorba...) Odanın en kalabalık anında İstanbul'dan bir arkadaşım aradı, birazdan ben ararım diyerek nazikçe telefonu kapattım. Ama o da ne?????? İkinci sürpriiiiiiiiz! Pat diye kapıdan içeri giriverdi elinde bir birayla :))) Birayı içemedim elbette ama 15 dakika ağzım açık kaldı gelişine! Birkaç saat kaldı ve tekrar İstanbul'a geri döndü. Allah iyi etsin ama resmen gecenin olayı gelişi oldu!

Pek fazla ağrı hissetmedim ameliyat sonrası. Sürekli olarak ağrı kesici, antibiyotik, mide koruyucu... ilaçları sıvı olarak serum girişinden verdiler. Gece onikiye kadar vakit misafir ağırlamakla ve elbette ki Survivor seyretmekle geçti :) Bu arada sürekli olarak yine hemşirelerin biri gidip biri geldi.

Gece pek uyuyamadım çünkü hareket etmek yatakta neredeyse imkansızdı ama yine de sabah oldu... Masmavi harika bir sabah.

Kahvaltı yaptık, Nilberk işe gitti, sonrasında da babam geldi. Diyetisyen geldi, fizik tedavi uzmanı geldi, hemşireler geldi, doktorum tekrar geldi... derken ayağa kaldırdılar, koridorda iki tur attırıp bana uygun bel korsesini verip reçetemi hazırlayıp hadi güle güle dediler :))))

Yandaki fotoğrafi hastaneden çıkmadan az önce odamın penceresinden çektim. Sağ taraftaki yeşillik alan Anıtkabir'in olduğu yer. Aslında Anıtkabir'i de çekecektim ama eğilmem gerekiyordu, beceremedim!

Derken çıktık ve bir arkadaşım babamla beni eve bıraktı ve böylece yatarak geçireceğim annemlerdeki on günüm başlamış oldu... Hergün ağrı kesici ve kas gevşetici kullandım, ki hala da kullanıyorum. Bel ağrısı değil ama sol bacağımın sancısı, kramp gibi ama daha keskin, bazen dayanılmaz oluyor... Varis çoraplrını yattığım süre boyunca kullanmamı söyledi fizik tedavi uzmanı. Amanıııııııın! onlarda ayrı bir işkenceydi. Öyle diz kapağına kadar değil taaaaa yukarıya kadar, resmen külotlu çorap gibi, yandım, piştim, kaşındım, sinir oldum ama 10 gün boyunca azimle kullandım!

Ameliyattan sonra 10.gün hastaneye gittik yine, tabi yine babamla :) Baktılar, herşey normalmiş, yara kapanmış, bantları falan çıkardılar, yavaş yavaş yürüyüşlere de başla dediler. Bacağımdaki ağrılar normalmiş, ameliyattan sonra bekledikleri bir durummuş. İlaçlara devam dendi. Bu arada artık rahatlıkla banyo yapabileceğim güzel haberini de verdiler :)

Korseyi ayağa kalktığım zamanlarda hep taktım. Daha önce de dönem dönem kullandığım birşey olduğu için çok da yadırgamadım, rahatsız etmedi beni.

10 gün boyunca hemen hep yattım ama yemek ve diğer ihtiyaçlar için kalkmamda herhangi sıkıntı olmadı. Ayakta çok az durduğum için uyuşmalarımın geçip geçmediğini çok anlayamadım. Taaaaaa ki hastaneye yeniden gidene kadar. Hareketlerim normale göre daha yavaş ve kontrollü olsa da herhangi uyuşma hissetmedim. Sevincimi anlatamam!

Annemlerde vakit nasıl mı geçti??? Fox Crime kanalı olmadığı için onlarda pek fazla televizyon izlediğimi söyleyemem... Biraz kitap okudum. İlk gece zaten 14 saat falan uyumuşumdur! Sonra yardımsever bir arkadaşımın vınn getirmesiyle hayatım daha da renklendi, şenlendi, internet geldi!

Bu arada bahar geldi, hava güzelleşti, bir ara insanlar kısa kollu kıyafetlerle bile dolaştılar ben evde varis çoraplarımla yatarken! :)

Annemlerin salon penceresinden bir manzara... İlk bakışta pek birşey farkedilmese de büyük resimde sanırım ağacın tepesindeki kediyi görebilirsiniz :)










Boooool bol yemek yedirdi annem beni. Belimden ameliyat oldum ama annem zafiyet geçirdiğim şeklinde yorumladı bu durumu. Ye yat, kalk, ye yat, gelen/yapılan pasta börekler derken... olan oldu! Kilo aldım tabiiiiy ki!!! Ameliyattan öncesi de var elbet, ağrılı geçirdiğim dönem.

Verilen egzersiz programına başlamam ise bir ay sonrası olacak ameliyattan itibaren. O da doktor uygun görürse... Şimdilik dolabımdaki en geniş pantolonla idare etmek durumunda kalacağım :)

Ve annemlerde kalmanın en güzel yanı evime dönüş kısmı oldu, annem duymasın!!! Ne olursa olsun, insanın evi gibi yok ki, haksız mıyım???? Nereye gidersem gideyim, hep en rahat olduğum yer kendi evim... Eminim bir sürü insan için de böyledir.

Bu arada Nisan ortası gibi planladığımız Bodrum sezonu açılışını da Mayıs başına ertelemek zorunda kaldık! Hayırlısıyla inşallah :)

Ha bir de İstanbul'dan sürpriz yapıp gelen arkadaşımın hediyesini de paylaşmadan edemeyeceğim... :)

Tüm evi baştan başa sim yapan pofuduk terliklerim! Mutfakta, yatakta, kıyafetlerin üzerinde, yerlerde... her yer sim oldu annemlerde. Hatta bir kere nereden bulaştıysa babamın alnının ortasında da duruyordu en parlağından :)

Bu arada sıkıntıdan annemlerin evini dip bucak karıştırırken süper bir kitap buldum! Oldukça eski ama sanırsam işe yarar birşeyler bulunabilir :) Sayfaları çok dikkatlice çevirdim, elimde kalacak diye korkarak.

Bayanlar!

Bu kitaba göre epeeeeey bi iş düşüyor size! :)






Neyse....

Benden bu kadar....

Geldim demek istemiştim sadece, geldim ve iyiyim :)

Kalın sağlıcakla, sevgiyle, neşeyle, sağlıkla...

:)


31 Mart 2013

ÖRÜLEN BARDAK ALTLIĞI

Merhaba HerkeŞe....

Şu an saat 12:10 değil, 13:10 ona göre. Dün gece saatler bir saat ileri alındı, haberiniz ola...

Yaşasın! Artık hava daha geç kararacak. Çocukluğumdan beri bayılırım bu yaz saati olayına. Havanın aydınlık olması demek sokakta daha çok oynayabilmek anlamına gelirdi hep. Şimdi istediğim zaman sokağa çıkabiliyorum ama olsun, ben yine de çok seviyorum aydınlık günleri :)

Bu arada bildiğiniz üZre Pazeertesi günü (Pazartesi), inşallah öğleden önce amaaaliyat (ameliyat da diyor bazıları!) oluyorum. Kapalı ameliyat diye bilinen yöntemle (mikrodiskektomi) olacak, yaklaşık bir saat sürecek... Başkent Hastanesi. Bir gece hastanede kalıp çıkacağım ve oradan da bir süre annemlerde kalacağım. Onlarda maalesef internet bağlantısı olmadığı için bir süre yazı da yazamayacağım... Artık ne zaman evden kaçarım, kendi evime kavuşurum onu ne yazık ki (!) bilemiyorum :) Kısmet artık!!!!

Geçen yazımda örmeye başladığımı söylediğim bardak altlıklarımı bitirdim, onları göstereyim dedim bugün...

Yöntem çok basit daha önce de dediğim gibi... Ben 6 tane altlık yaptım, bunun için de 12 parça ördüm. 12deyince öyle gözünüz korkmasın! Ben çoğunu televizyon karşısında Survivor'ı izlerken yaptım desem yalan olmaz!

Ördüğüm parçaların içine elimde hazır olan sert karton bardak altlıklarını koydum, gayet sağlam oldu.

Sonra da aynı iple etrafından diktim. Dikerken bildiğiniz dikiş iğnesinin biraz daha kalın olanını kullandım.
Farklı renkte oldular ama aynı ipin devamı. Ebruli bir ipti. İpin cinsi, kalınlığı, kullanacağınız tığın büyüklüğü... hepsi size kalmış. Yapacağınız altlığın çapı da elbetteki bunun dahilinde benim yaptığımdan daha büyük veya küçük olabilecektir. Bunlar hep sizin tercihinizle alakalı...


Başlamadan önce tığ ilmekleri hakkındaki bilginizi tazelemek isterseniz eğer buraya bakabilirsiniz...

Ben başlangıç ilmeği olarak genelde hep "dolanmış iple halka başlangıcı" yöntemini kullanıyorum. Genişliği siz ayarladığınız içi öyle sıkış tıkış uğraşmıyorsunuz da... Hatırlamak isterseniz eğer nasıldı diye lütfen buradan efenim...

Yandaki kitabı bir süre önce almıştım D&R'dan. Muhtemelen bahsetmişimdir ama hangi yazı olduğunu unuttum, bulamadım!!!!! (aferin bana). Bu kitapta da resimli olarak anlatılmış bahsettiğim başlangıç ilmeği. Onu da ekliyorum, artık hangisi daha anlaşılıkr gelirse size...



Hazırsanız başlıyorum efenim....

Ama biraz önbilgi vermem daha iyi olacak. Şöyle ki; başlangıç toplam 12 trabzanla (3 zincir +11 trabzan=12 trabzan) olacak, yani tığın üzerine bir kere ip dolananından. Tüm sıralar hep trabzan ilmeğiyle olacak. 12 trabzandan sonra kapatıp bir üst sıraya geçilecek. Her yeni sıraya geçince üç zincir çekilecek ve bu da 1 trabzan olarak sayılacak.



İkinci sırada her ilmeğe 2 tane trabzan yapılacak, yani sıranın sonunda toplam 24 trabzan olacak.


Üçüncü sıraya yine 3 zincir çekilerek başlanacak. Bir ilmeğe çift bir ilmeğe tek trabzan yapılacak ve sıranın sonunda toplam 36 trabzan olacak.



Dördüncü sıraya yine 3 zincir çekilerek başlanacak. Bir ilmeğe çift sonra gelen iki ilmeğe tek trabzan yapılacak ve sıranın sonunda toplam 48 trabzan olacak.



Beşinci sıraya yine 3 zincir çekilerek başlanacak. Bir ilmeğe çift, sonra gelen üç ilmeğe tek trabzan yapılacak ve sıranın sonunda toplam 60 trabzan olacak.



Altıncı sıraya yine 3 zincir çekilerek başlanacak. Bir ilmeğe çift, sonra gelen dört ilmeğe tek trabzan yapılacak ve sıranın sonunda toplam 72 trabzan olacak.



Ben altı sıra yaptım ama siz isterseniz birkaç sıra daha ekleyebilir, daha büyük bardak altlığı yapabilirsiniz. Söylemiştim daha önce, ben daha büyüklerini yapıp içlerine cd koymuştum... Hatta onlar daha kullanışlı çünkü üzerleri leke olduğunda veya kirlendiğinde rahatlıkla çamaşır makinesine atıp yıkayabiliyorsunuz, hiç deforme olmuyorlar!

Altlıklarınızı bu şekilde dikebileceğiniz gibi biraz daha havalı olsun derseniz eğer benim yaptığım gibi kenarlık da yapabilirsiniz...

Bunun için üst sıraya geçince bir zincir çekin ve aynı ilmeğe 1 sık iğne yapın. Sonraki 2 ilmeği boş geçerek 3. ilmeğe 6 tane trabzan yapın. Ardından sonraki 2 ilmeği yine boş geçip 3.ilmeğe 1 sık iğne yapın. Yuvarlağın çevresini aynı yöntemi izleyerek tamamlayın.


Ve işte bardak altlığınızın bir yüzü tamamlandı bile! Sıra geldi diğerlerine, hadi bakalım, bileğinize kuvvet! :)

İşte biten altlığın ön yüzü ve arka yüzü



Bunların en sevdiğim tarafı evinizin (mutfağın veya salonun) dekoruna uygun renklerde yapabilme seçeneğinizin olması. Ya da isterseniz yemek/pasta takımınıza da uydurabilirsiniz. 

Benim yaptıklarım 6 tane ama 12'ye tamamlamayı düşünüyorum. Bodrum'a gidecekler malum. Orada evin önü hiç boş durmaz, gelen giden... Hele ki inşallah yeni geçeceğimiz ev daha bir yol üstü olacak, çok daha uğrayan olur, kalabalık olur, eksilir, kaybolur, falan olur, filan olur...






Neyse efenim....

Benden bugünlük de bu kadar...

HerkeŞe harika bir Pazar ve sonrasında hafta diliyorum... Dertlilere deva, hastalara şifa...

Kalın sağlıcak ilen...



:))))))))